
Boş Kalan Beşikler: Türkiye Neden Daha Az Çocuk Yapıyor?
Bir ülkenin geleceğini anlamak için bazen borsaya, dövize ya da büyüme rakamlarına bakmaya gerek yoktur.
Mahalledeki çocuk sesine bakmak yeter.
Parklar eskisi kadar kalabalık mı?
Apartmanlarda kaç çocuk büyüyor?
Yeni evlenen çiftler neden çocuk sahibi olmayı erteliyor?
Türkiye'nin önünde sessiz ama çok ciddi bir mesele var: Çocuk sayımız azalıyor.
TÜİK'in son verilerine göre Türkiye'de toplam doğurganlık hızı 1,42 çocuğa kadar geriledi. Oysa bir nüfusun uzun vadede kendini yenileyebilmesi için bu oranın yaklaşık 2,10 seviyesinde olması gerekiyor.
Daha çarpıcı olanı şu:
2001 yılında Türkiye'de toplam doğurganlık hızı 2,38'di.
Aradan yaklaşık çeyrek asır geçti ve tablo tamamen değişti.
Bir zamanlar Avrupa'nın genç nüfuslu ülkesi olmakla övünen Türkiye, bugün hızla yaşlanan bir nüfus gerçeğiyle karşı karşıya.
Peki ne oldu bize?
İnsanlar çocukları sevmekten mi vazgeçti?
Aile önemini mi kaybetti?
Bence mesele bundan çok daha basit ve aynı zamanda çok daha ciddi.
İnsanlar çocuk istemiyor değil.
Çocuk sahibi olmanın yükünü taşıyıp taşıyamayacaklarından emin değiller.
Bir çocuk artık sadece beşik masrafı değil
Genç bir çift düşünün.
Evlenmişler.
Kirada oturuyorlar.
İkisinin de çalışması gerekiyor.
Bir çocuk sahibi olmaya karar verdikleri anda önlerine sadece bez ve mama masrafı çıkmıyor.
Daha büyük bir ev gerekiyor.
Kreş gerekiyor.
Bakıcı gerekiyor.
Sağlık giderleri var.
Okul var.
Servis var.
Kıyafet var.
Sosyal hayat var.
Sonra ikinci çocuk konuşulmaya başlanıyor ve çift ister istemez hesap makinesini eline alıyor.
İşte sıkıntı burada başlıyor.
Çünkü geçmişte çocuk sahibi olmak daha çok duygusal ve ailevi bir kararken, bugün aynı zamanda ciddi bir ekonomik karar haline geldi.
İnsanlar artık "Kaç çocuk istiyoruz?" diye sormadan önce, "Kaç çocuğa iyi bir gelecek sağlayabiliriz?" diye düşünüyor.
Bu iki soru aynı şey değil.
Ve doğum oranlarındaki düşüşün en önemli nedenlerinden biri de burada yatıyor.
Yaşlanan Nüfusun Faturası: Türkiye'yi Ne Bekliyor?
Doğum oranlarının gerilemesi kısa vadede bütçeler üzerinde geçici bir rahatlama gibi görünse de uzun vadede ciddi riskler taşır:
- Sosyal Güvenlik Sisteminin Tıkanması: Çalışan genç nüfusun azalması, emekli nüfusu finanse eden prim sistemini (aktif/pasif dengesini) bozacaktır.
- İş Gücü Darboğazı: Üretim çarklarını döndürecek, sanayide ve teknoloji alanında çalışacak nitelikli genç nüfus bulmak zorlaşacaktır.
- Demografik Fırsat Penceresinin Kapanması: Türkiye'yi küresel ölçekte avantajlı kılan "dinamik nüfus" yapısı yerini hızla yaşlanan bir topluma bırakacaktır.
Gençler önce hayatlarını kurmaya çalışıyor
Eskiden genç yaşta evlenmek ve ardından çocuk sahibi olmak hayatın doğal akışı olarak görülürdü.
Bugün ise gençlerin önünde çok daha uzun bir yol var.
Üniversiteyi bitir.
İş bul.
Biraz para biriktir.
Evlenecek ekonomik güce ulaş.
Ev bul.
Borçları düzene koy.
Sonra çocuk düşün.
Bu sıralama uzadıkça evlilik yaşı da çocuk sahibi olma yaşı da yükseliyor.
Türkiye'de doğurganlığın en yoğun olduğu yaş grubu artık 20-24 değil, 25-29 yaş aralığı.
Bu küçük bir istatistik gibi görünebilir ama aslında Türkiye'nin yaşam biçimindeki büyük değişimi anlatıyor.
Gençler aile kurmak istemedikleri için değil, önce ayaklarının üzerinde durabilmek için bekliyor.
Bekledikçe de beğenmemezlik artıyor.
Kadın çalışıyor ama sistem aynı hızla değişmiyor
Meselenin bir başka tarafı da kadınların çalışma hayatındaki yeri.
Kadınların eğitim seviyesinin yükselmesi, iş hayatına daha fazla katılması Türkiye için son derece değerli.
Burada tartışılması gereken bu değil.
Asıl soru şu:
Çalışan anneye hayatı ne kadar kolaylaştırıyoruz?
Sabah işe giden bir annenin çocuğunu güvenle bırakabileceği uygun fiyatlı bir kreş var mı?
Doğumdan sonra işine geri dönerken destekleniyor mu?
Anne ve baba arasında çocuk bakımını kolaylaştıracak çalışma modelleri var mı?
Mahallelerde kreşler yeterli mi?
Bunları çözmeden "Neden çocuk yapmıyorsunuz?" diye sormak kolay.
Çünkü çocuk sahibi olmayı teşvik etmek sadece doğum yardımı vermek değildir.
O anneye ve babaya, çocuk büyütürken yalnız olmadığını hissettirmektir.
Asıl mesele geleceğe güven
Fakat bütün bunların üzerinde başka bir neden olduğuna inanıyorum.
Gelecek kaygısı.
Çocuk sahibi olmak belki de bir insanın geleceğe duyabileceği en büyük güvendir.
Çünkü bugün dünyaya getirdiğiniz bir çocuk için yalnızca bugünü değil, önümüzdeki 20-30 yılı düşünürsünüz.
Nasıl bir eğitim alacak?
İş bulabilecek mi?
Ev sahibi olabilecek mi?
Güvenli bir ülkede yaşayabilecek mi?
Hayat şartları nasıl olacak?
Bir anne veya baba bütün bunları bilinçaltında hesaplıyor.
Bu nedenle doğum oranındaki düşüşü yalnızca ekonomik bir problem olarak görmek de hata olur.
Bu aynı zamanda geleceğe güven meselesidir.
İnsan yarına güveniyorsa plan yapar.
Ev alır.
İş kurar.
Yatırım yapar.
Ve aile kurar.
Belirsizlik arttığında ise ilk yaptığı şey büyük kararları ertelemektir.
Çocuk sahibi olmak da ertelenen kararların başında geliyor.
Bugün az çocuk, yarın başka bir Türkiye demek
Belki bugün bu rakamların günlük hayatımıza etkisini hissetmiyoruz.
Ama 20-30 yıl sonrasını düşünelim.
Bugünün çocukları yarının çalışanları olacak.
Vergi ödeyecekler.
Üretecekler.
Fabrikalarda, hastanelerde, okullarda, teknoloji şirketlerinde çalışacaklar.
Bugün doğan çocuk sayısı sürekli azalırsa yarın çalışan nüfus küçülürken emekli nüfus büyüyecek.
Bir tarafta daha fazla emekli, diğer tarafta onları finanse edecek daha az çalışan olacak.
Sosyal güvenlik sistemi üzerindeki yük artacak.
Sanayinin genç iş gücü ihtiyacı büyüyecek.
Türkiye'nin yıllardır sahip olduğu genç nüfus avantajı da yavaş yavaş ortadan kalkacak.
İşte bu yüzden doğum oranındaki düşüş yalnızca ailelerin meselesi değildir.
Bu, doğrudan Türkiye'nin geleceğiyle ilgili bir devlet politikası meselesidir.
Cumhurbaşkanımız "Üç çocuk yapın" demekle haklı ama yetmez
Cumhurbaşkanımız gelecekte nüfustan dolayı doğabilecek problemleri görüyor ve haklı olarak daha çok çocuk yapın diyor. Lakin önemli olan, o çocuğun yetiştirilebileceği şartları oluşturmaktır.
Önemli olan, o çocuğun yetiştirilebileceği şartları oluşturmaktır.
Gençlerin uygun şartlarda konuta ulaşabildiği bir sistem gerekiyor.
Her mahallede erişilebilir ve kaliteli kreşler gerekiyor.
Çalışan anne ve babalar için gerçekçi esnek çalışma modelleri gerekiyor.
Çocuklu ailelerin vergi, konut ve eğitim giderlerinde ciddi biçimde desteklenmesi gerekiyor.
Ve en önemlisi...
Gençlerin yarına baktığında korkudan çok umut görmesi gerekiyor.
Çünkü insanlar yalnızca devlet teşvik verdiği için çocuk sahibi olmaz.
İnsan, geleceğin bugünden daha iyi olacağına inanırsa aile kurar.
Türkiye'nin bugün tartışması gereken mesele tam olarak budur.
Doğum oranlarımız neden düşüyor diye şaşırmadan önce gençlerin neden evliliği, evi ve çocuk sahibi olmayı ertelediğine bakmalıyız.
Belki de cevap rakamlardan çok daha yakınımızda.
Bir kafede hesabı bölüşen genç çiftte...
Kirayı düşündüğü için evlenmeyi erteleyen delikanlıda...
Çocuğunu bırakacak kreş bulamadığı için işinden ayrılmayı düşünen annede...
İkinci çocuğu isteyen ama ay sonu hesabını yaptıktan sonra vazgeçen ailede...
Türkiye'nin nüfus meselesi işte tam burada başlıyor.
Beşiklerin yeniden dolmasını istiyorsak önce insanların geleceğe olan güvenini doldurmak zorundayız.










Yorum Yazın