İZOTEL Reklam
İstanbul
DOLAR42.4685
EURO49.365
ALTIN5762.1
Dr. Bahadır Bumin ÖZARSLAN

Dr. Bahadır Bumin ÖZARSLAN

Mail: [email protected]

26 AĞUSTOS VESİLESİYLE...

26 AĞUSTOS VESİLESİYLE...

26 AĞUSTOS VESİLESİYLE... 

 

1071'in ve 1922'nin 26 Ağustos'u, pek çok yönüyle önem taşıyan iki önemli tarihtir. Türklüğün mevcut coğrafyamızdaki kaderini tayin eden bu iki tarih, aynı zamanda Türklüğün değerini ve cazibesini göstermesi bakımından da önem taşımaktadır ki bu yönü, genellikle ihmâl edilir. 
Dolayısıyla 26 Ağustos'un, günümüzde dikkate alınması gereken "Türklüğün değeri ve cazibesi" bağlamında da önemli ve hassas bir boyutu vardır.

Türkiye'de yani Türklerin ülkesinde "Türk" demekten kaçınan, Türk dışında bütün grupların isimlerini sıralayan ve/veya öne çıkaran herkesin, öncelikle şunu anlaması lazımdır:

Türkiye'de cazip kimlik, doğal olarak "Türklük"tür zira bu kimlik, yüzyıllar boyunca bedel ödenerek korunmuş; geliştirilmiş ve bugüne kadar gelmiştir. 
Kıyamete kadar devam etmesi de şaşırtıcı olmayacaktır zira arkasında kadim bir birikim bulunmaktadır. 
Bu sebeple normal şartlar altında, Türklüğün "cazibe tekeli"ne sahip olması gerekir ve en önemlisi, Türklüğe ortak aranması abes teşkil eder çünkü Türklük ile rekabet edebilecek bir kimlik, bu coğrafyada yoktur.

Türklüğü, ister etnik kimlik ister hukukî kimlik isterse siyasî özne (halk) olarak kabul edin, fark etmez. Herhangi bir boyutuyla Türk kimliği, kendisine paralel bir kimlik yaratma girişimini, er ya da geç ve genellikle kendiliğinden, doğal akış içinde emer. 
Diğer kimliklere cazibe kazandırmaya çalışabilirsiniz, başarılı olduğunuzu da düşünebilirsiniz ama orta ve uzun vadede hiçbir şey elde edemezsiniz. 
Başarı şansınız yoktur. Zaten Tarih de böyle bir kayda yer vermemektedir. Öte yandan Tarih, "kelebek ömürlü başarı"ların üzerinde çok durmaz; çoğunlukla kayda bile geçmez.

Meselenin özü, aslında şurada odaklanmaktadır. Fransa'da Fransız, İngiltere'de İngiliz, Almanya'da Alman, İtalya'da İtalyan, ABD'de Amerikan, Rusya'da Rus kimliği, hukukî kimlik ve siyasî özne (halk) olarak tek ve doğal cazibe merkezidir. 
Söz konusu kimliklerin kendi ülkelerinde cazip olduğu gibi ve aynı oranda, Türkiye'de de hukukî kimlik ve siyasî özne (halk) olarak Türk kimliği, en az o kadar cazip hâle getirilmelidir. Doğal olarak gerçekleşmesi gereken bu durum, maalesef muhtelif sebeplerle açık ya da örtülü bir şekilde zaman zaman engellenmektedir. Bu ise Türklüğü, hak ettiği cazibenin çok 

altında bıraktığı gibi yapay ya da ayarlı başka kimliklere zemin sağlamaktadır.

Türk kimliğinin hak ettiği seviyenin altında itibar görmesi, çoğulculuk maskesi altında kimlik anarşisinin devam et(tiril)mesine yol açmaktadır. 
Ayrıca farklı hukukî kimliklerin ve siyasî öznelerin (halkların) oluşturulması da teşvik edilmektedir.
Bu durumda, kısır tartışmaların sonu gelmez. 
Böylesi bir toplum da ayağındaki prangalardan kurtulamaz. 
Her seferinde, yeni bir belayla uğraşmaya devam eder.

Türklük, hak ettiği değeri görmeye başladığı gün, herkesin koşa koşa kabul ettiği bir cazibe merkezi olur ve önünde hiçbir güç duramaz. 
Tarihî misyonuna uygun hedeflere de daha kolay yürür. 
Hem 1071'in hem de 1922'nin 26 Ağustos'u, Türklüğün tek başına bir güç olduğunu ve bunu görüp Türk kimliğinin çatısı altına girenlerin kazandığını açıkça gösteren pek çok örnekten sadece ikisidir.

Kutlu olsun, kulaklara küpe olsun...
 

Yorum Yazın

Ana Sayfa
Web TV
Foto Galeri
Yazarlar