
Girne Feribot Faciası: Denizde Kaybettiğimiz Canlar Bize Ne Anlatıyor?
Dün Girne açıklarında denizin ortasında sadece bir gemi batmadı.
Bazı evlerin ışığı söndü.
Bazı çocuklar annesini, babasını beklemeye başladı. Bazı anne babalar telefonlarının çalmasını, “Bulundu, yaşıyor” denmesini umut etti.
Bir gün önce valizini hazırlayan, biletini cebine koyan ve Taşucu’na ulaşmayı planlayan insanlar için sıradan başlayan bir yolculuk, birkaç dakika içinde korkunç bir mücadeleye dönüştü.
Girne’den Türkiye’ye doğru yola çıkan Filo Jet isimli yolcu gemisi, limandan ayrıldıktan sonra su almaya başladı ve alabora oldu.
Gemide 267 insan vardı.
Yüzlercesi kurtarıldı.
Ama sekiz insanımızı kaybettik.
Bu yazıyı kaleme aldığım saatlerde ise hâlâ ulaşılamayan insanlar var.
Şimdi herkes aynı haberi takip ediyor.
“Yeni birine ulaşıldı mı?”
İnsanın böyle zamanlarda rakamlara bakası bile gelmiyor.
Çünkü haberlerde gördüğümüz “8 can kaybı” ifadesinin arkasında sekiz ayrı hayat var.
Sekiz ayrı ev.
Sekiz ayrı hikâye.
Belki yarım kalmış bir kahvaltı, belki verilmiş bir söz, belki dönüşte yapılacak bir plan…
Ölüm rakama dönüştüğünde kolay okunuyor.
Ama o rakamın içine bir insanın hayatını koyduğunuzda mesele değişiyor.
Bir yolcu gemisine bindiğimizde neye güveniyoruz?
Bence bu facianın ardından sormamız gereken ilk soru bu.
Bir uçağa bindiğimizde pilotu tanımayız.
Bir otobüse bindiğimizde şoförün geçmişini araştırmayız.
Bir feribota bindiğimizde geminin bakım dosyasını istemeyiz.
Biletimizi alır ve koltuğumuza otururuz.
Çünkü sisteme güveniriz.
O aracın kontrol edildiğine…
Hava şartlarının değerlendirildiğine…
Can yeleklerinin hazır olduğuna…
Geminin denize çıkabilecek durumda olduğuna…
Ve bir tehlike yaşandığında gerekli önlemlerin önceden düşünüldüğüne inanırız.
Vatandaşın görevi yolculuk yapmaktır.
Güvenliği sağlamak ise bu işi yapanların ve denetleyenlerin görevidir.
Bu nedenle Girne’deki facianın ardından yapılması gereken yalnızca başsağlığı mesajları yayımlamak değildir.
Kazanın nasıl yaşandığını en ince ayrıntısına kadar ortaya çıkarmaktır.
Geminin teknik durumu nasıldı?
Hava şartları sefere uygun muydu?
Gerekli kontroller yapılmış mıydı?
Yolculara güvenlik konusunda yeterli bilgi verilmiş miydi?
İlk tehlike işareti ne zaman ortaya çıktı?
Müdahalede gecikme yaşandı mı?
Bunların tamamına cevap verilmesi gerekiyor.
Bugün suçlu ilan etmek için henüz erken.
Kazanın kesin nedeni soruşturmayla ortaya çıkacak.
Ama soru sormak için erken değil.
Çünkü kaybettiğimiz her insanın ardından bunu yapmak zorundayız.
Bir başka gerçek de dün denizin üzerinde görüldü
Facianın en karanlık anlarında insanlığın güzel tarafını da gördük.
Sahil güvenlik ekipleri, askerler, sağlık görevlileri ve kurtarma ekipleri seferber oldu.
Bölgedeki sivil tekneler de yardıma koştu.
Denizin ortasında kimin kim olduğunun hiçbir önemi kalmadı.
Tanımadığı bir insanı sudan çıkarmak için el uzatan insanlar vardı.
Belki de toplum olmanın en sade tarifi budur.
Bir insan düşerken diğerinin elini uzatması.
Dün Girne açıklarında yüzlerce insanın hayatta kalmasında bu dayanışmanın büyük payı vardı.
O insanlara teşekkür etmek gerekiyor.
Çünkü felaket anında bazen saniyeler bir ömre bedeldir.
Ama biz felaketlerden sonra aynı hatayı yapıyoruz
Türkiye’de ve dünyanın birçok yerinde büyük kazalardan sonra birkaç gün boyunca aynı cümleleri kuruyoruz.
“Bir daha yaşanmasın.”
“Sonuna kadar araştırılacak.”
“Gerekli tedbirler alınacak.”
Sonra gündem değişiyor.
Yeni bir haber geliyor.
Ve hayat devam ediyor.
Ta ki başka bir facia yaşanana kadar.
Asıl değiştirmemiz gereken alışkanlık bu.
Bir kazayı sadece meydana geldikten sonra konuşmak yerine, meydana gelmeden önce engelleyebilecek sistemi kurmamız gerekiyor.
Denizde güvenlik pahalı olabilir.
Bakım pahalı olabilir.
Denetim zaman alabilir.
Bir seferin hava şartları nedeniyle iptal edilmesi şirket için para kaybı anlamına gelebilir.
Ama bunların hiçbirinin insan hayatından daha pahalı olmadığını artık öğrenmemiz gerekiyor.
Bir yolculuk ertelenebilir.
Bir biletin parası geri verilebilir.
Bir gemi tamire alınabilir.
Ama kaybedilen bir insan geri getirilemez.
Şimdi yapılması gereken çok açık
Öncelikle denizde kayıp olan vatandaşlarımıza ulaşmak için yürütülen çalışmaların son ana kadar sürdürülmesi gerekiyor.
Ardından soruşturmanın hiçbir şüphe bırakmayacak şekilde tamamlanması gerekiyor.
Eğer ihmal varsa ortaya çıkarılmalı.
Eğer teknik bir sorun varsa açıklanmalı.
Eğer mevzuatta veya denetimde eksiklik varsa düzeltilmeli.
Ve sonuç kamuoyuyla açıkça paylaşılmalı.
Çünkü adalet yalnızca suçlunun cezalandırılması değildir.
Adalet, aynı acının başka bir ailenin kapısını çalmamasını da sağlamaktır.
Dün Girne’den yola çıkan insanların hiçbiri tarihe geçmek istemiyordu.
Evlerine gitmek istiyorlardı.
Ailelerine kavuşmak istiyorlardı.
Belki ertesi gün işe gideceklerdi.
Belki çocuklarına sarılacaklardı.
Hayatın sıradanlığı içinde küçük planları vardı.
Deniz o planların bazılarını yarım bıraktı.
Şimdi bize düşen, kaybettiğimiz insanların ardından sadece üzülmek değil; onların kaybından bir ders çıkarabilmek.
Çünkü bazı facialar kader olabilir.
Ama önlenebilecek bir ihmali kadere yüklemek, insan hayatına yapılabilecek en büyük haksızlıktır.
Girne açıklarında hayatını kaybedenlere Allah’tan rahmet, ailelerine ve yakınlarına sabır diliyorum.
Denizde hâlâ aranan vatandaşlarımızdan gelecek güzel haberleri bekliyoruz.
Ve bir kez daha hatırlıyoruz:
Bir geminin taşıdığı en değerli yük ne bavuldur ne otomobildir. İnsandır.










Yorum Yazın