
Aynı marka, aynı kutu, aynı son kullanma tarihi...
Pazar sabahı mahalledeki ilk markete giriyorsunuz, süt 57 lira. İki sokak ötedeki diğer markete geçiyorsunuz, aynı süt 64 lira.
İlk refleks hep aynı: "Demek ki biri fırsatçı."
Peki gerçekten öyle mi? Yoksa kasada görmediğimiz, kasanın hemen arkasında sessizce çalışan başka bir hesap mı var?
İşletmeler fiyat koyarken sadece o gün sütün alış faturasına bakmaz. Nakliyesi var, deposunun elektriği var, kirası var, çalışanın sigortası var... Hatta o dükkanın durduğu caddenin gelir seviyesi ve dükkan sahibinin "Yarın bu sütü toptancıdan kaç liraya geri koyarım?" kaygısı var.
Buna ekonomide süslü adıyla "fiyatlama davranışı" diyorlar. Ama sokağın dilindeki karşılığı çok basit: Gelecek korkusu.
Dikkat edin, aynı büyük zincir market bile Nişantaşı’nda farklı etiket basıyor, Anadolu'nun sakin bir ilçesinde farklı. Çünkü maliyetleri aynı olsa bile, kapıdan giren müşterinin profili ve davranışı aynı değil.
İşin en ilginç tarafı ne biliyor musunuz?
İnsanlar sadece ucuz olanı aramaz; adil olduğuna inandığı fiyatı öder. Yani o 7 liralık fark sadece cebimizden çıkan parayı değil, o dükkana olan güvenimizi de belirler.
İşte tam bu yüzden son zamanlarda alışveriş alışkanlığımız tamamen değişti. Eskiden buğulu camlara asılan indirim afişlerine bakılırdı. Şimdi kasaya gitmeden cep telefonundan uygulamalar açılıyor, fiyatlar kıyaslanıyor.
Süt bir marketten,
Deterjan diğerinden,
Kahve internetten...
Vatandaş artık sadece mutfak alışverişi yapmıyor; adeta kendi küçük ev ekonomisinin portföy yöneticisi gibi çalışıyor.
Enflasyon sadece cüzdanımızı delmedi; alışveriş kültürümüzü, alışkanlıklarımızı da değiştirdi. Muhtemelen yeni yetişen çocuklarımız, anne babalarının yaptığı gibi tek dükkana girip bütün pazar torbasını doldurmayı hiç öğrenmeyecek. Onlar fiyat karşılaştırarak büyüyen ilk kuşak olacak.
Şimdi sizi şu soruyla baş başa bırakayım:
Bir ürünün pahalı olması mı daha büyük krizdir... Yoksa o ürünün hakiki fiyatının ne olduğunu artık kimsenin tam olarak bilememesi mi?
İşte işin en tehlikeli yeri tam olarak burası. Fiyatlar yükseldiğinde insan bir şekilde kemer sıkar, çözüm arar. Ama fiyata ve etikete olan güven kaybolduğunda, sistemin kendisine olan güven çatırdamaya başlar.
Pazartesi sabahı haftaya başlarken, kahvenizin yanında tam da bu güven meselesini ve mutfaktaki o sessiz erimeyi konuşacağız:
Maaşlarımız mı gerçekten düşük, yoksa cebimizdeki paranın satın alma gücü mü sessizce buharlaşıyor?
Yarın sabah yine burada, bu sorunun peşine düşeceğiz...










Yorum Yazın